AYLA ALGAN
Ses,Sinema ve Tiyatro Sanatçısı
Sinema, tiyatro oyuncusu ve ses sanatçısı olan Ayla Algan 1937'de İstanbul'da doğdu. Öğrenimini Dame de Sion ile Fransa'da Versailles Lisesi'nde yaptı. Tiyatro sanatçısı Beklan Algan'la evlendikten sonra, sahne tecrübesini geliştirmek amacıyla Amerika'ya gitti ve burada bir süre New York Actor Stüdyo'da öğrenim gördü. Sahneye ilk kez Amerika'da öğrenimini yaparken çıktı. 1961'de "Tarla Kuşu" oyunuyla tiyatroya başladı. Sinekler (Sartre),Electra (Sophokles),Hamlet (Shakespeare),Fizikçiler (Dürrenmatt),Sezuan'ın İyi İnsanı (Brecht) gibi oyunlarda önemli roller üstlendi.Aynı yıl Hamlet'te iki kez "Ophelia" bir kez de, erkek giysileri içinde "Hamlet" rolüyle çıktı.Türkiye'de Nur Sabuncu'dan sonra Hamlet rolüne çıkan ikinci kadın oyuncu oldu. 1965'te Fizikçiler'deki rolüyle değer bulunduğu İlhan İskender En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü geri çevirdi.1966'da Muhsin Ertuğrul ile birlikte Şehir Tiyatrolarından ayrıldı ve gene onunla birlikte LCC Tiyatro Okulu'nda öğretmen olarak çalıştı.3 yıl süreyle LCC'de tiyatro öğretmenliği yaptı, aktör çalıştırma dersleri verdi. 1969-70 sezonunda Dostlar Tiyatrosu'nda Rosenbergler Ölmemeli adlı oyunda rol aldı.Geri döndüğü Şehir Tiyatrolarından 1980 yılında bir daha ayrılmak zorunda kaldı.2000 yılında Yunanistanda Delfi-Uluslararası Antik Tiyatrolar Festivali'ne katıldı.Herakles Üçlemesi oyununda,Herakles'in annesi Alhimenia rolünü oynadı.Tekrar Şehir Tiyatrolarına dönerek,Tiyatro Araştırma Laboratuarı(TAL)nda eşi Beklan Algan ile birlikte çalışmaktadır.
1964'te Vedat Türkali'nin senaryosundan Ertem Göreç'in yönettiği, Türkiye'deki işçi sorununu ve grev olgusunu işleyen "Karanlıkta Uyananlar" ile sinemaya geçti. 1966'da yönetmenliğini Atıf Yılmaz'ın yaptığı ve 1967'de San Remo'da düzenlenen Bordighera Film Şenliği'nde "Gümüş Ağaç Ödülü"nü alan Ayla Algan, "Ah Güzel İstanbul" filmiyle dikkatleri çekti. 1970'de Montreux Festivali'nde kadın özgürlüğü üzerine çevrilen "Kadınlığın Öyküsü" filminde oynadı.Zilli Nazife, Biraz Kül Biraz Duman, Son Söz Benim, Salak Bacılar gibi filmlerde rol aldı. Günümüzde çeşitli TV dizilerinde de rol almaktadır.
Sinema ve tiyatro sanatçılığının yanı sıra, hafif müzik dalında da ün yaptı. 1971'de Paris'te Olimpia'da sahneye çıktı. 1973'te Altın Orfe Şarkı Yarışması'nda ikincilik ödülünü kazandı ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki şarkı yarışmalarında Türkiye'yi temsil etti.
|

|
CEVAT ÇAPAN
Edebiyatçı,Eleştirmen,Çevirmen
1933 yılında Darıca (Kocaeli)'da doğdu. Robert Koleji ve İngiltere’de Cambridge Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümünü (1956) bitirdi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesiyken ayrılıp İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) daha sonra da Yeditepe Üniversitesi’ne geçti. Halen Yeditepe Üniversitesi’nde Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı. Sanata şiir yazarak başlayan Çapan, daha sonra yöneldiği şiir çevirileriyle tanındı. İlk şiir kitabını (Dön Güvercin Dön), 1985’te çıkardı, bu kitabıyla 1986 Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı. Daha sonra üç şiir kitabı daha yayımlandı: Doğal Tarih (1989), Sevda Yaratan (1994), Seçme Şiirler (1998). Eserlerinden İrlanda Tiyatrosunda Gerçekçilik (1966) doktora tezidir; Çin’den Peru’ya (1966) değişik şairlerden; Sappho (1966) Sappho’dan; Üç Kırmızı Güvercin (1971) Seferis’ten; Umarsız Penelope (1974) Yannis Ritsos’tan ve Çılgın Nar Ağacı (1982) Odysseus Elitis’ten, Soğuk Bir Bahar (1997) Elizabeth Bishop’tan çeviri şiir kitaplarıdır. İngiliz Tiyatrosu’nda düzyazıya geçişi işleyen Değişen Tiyatro (1972) ve İngiliz oyun yazarı John Whiting üzerine John Whiting (1975) adlı incelemeleri vardır. Çağdaş Yunan Şiiri Antolojisi 1982’de; Çağdaş İngiliz Şiiri Antolojisi 1985’te; Çağdaş Amerikan Şiiri Antolojisi ise 1988’de yayımlanmıştır. Dünya Yazınından Seçilmiş Aşk Şiirleri’nin (1993) yanı sıra Şiir Atlası 1 (1994) Şiir Atlası 2 (1995) ve Şiir Atlası 3 (1996) adlarında üç şiir derlemesi daha var. Oyun çevirileri: Savaş ve Barış (1972 Piscator uyarlaması), Kökler (1978 Arnold Weiskler), Kırmızı Güller (1979 -O’casey), Sarısabır Çiçeklerinden Bir Ders (1990 Athol Fugard). Şiirlerini Fransızca’ya çevirerek L’hiver Est Fini (1995) isimli kitabında yayımladı.1998'de Seçme Şiirler kitabı yayınlandı.
|

|
SERRA YILMAZ
Sinema Sanatçısı ve Çevirmen
Oynadığı filmler:
Davacı(1986),Anayurt Oteli(1986),KupaKızı(1986), Davacı(1986), Ağır Roman(1987),Teyzem(1987), Holywood Kaçakları(1997), Harem Suare(1999),Cahil Periler(2000),9(2001),O da Beni Seviyor (2001).
Aldığı Ödüller:
36.Antalya Altın Portakal Film Yarışmasında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Harem Suare Filmindeki Rolü ile)
|

|
TÛBA İNAL
Heykeltraş
1960 İstanbul'da doğdu.1982 yılında DTGSYO Seramik bölümünden mezun oldu.Çalışmalarını,daha çok heykel ve heykel-seramik dallarında yaptı.Okulu bitirdikten sonra üç yıl,İsmail Hakkı Öcal'ın atölyesine devam etti.1980-1987 yılları arasında mermer,torna ve döküm atölyelerinde bu işlerin ustalarıyla çalışarak malzemelerin teknik özelliklerini öğrendi.İlk kişisel sergisini 1983'te İstanbul'da açtı.Ankara Büyük şehir Belediyesi adıan Seymenler Parkı için,dört tarafı derin rölyefli figüratif bir heykel gerçekleştirdi.
Daha çok bronz ve mermer malzeme ile biçimlendirdiği heykellerinde ana tema insandır.Figürün genel özelliklerine ve yapısına bağlı kalmakla beraber, dekoratif bir duyarlık çerçevesinde plastik uyum ve denge ilkesinden hareket eder,kitle ve mekan ilişkilerini değerlendirir.
Galatasaray Lisesi bahçesinde yaklaşık 2m.lik bronz Atatürk Heykeli ile Kumkapı Meydanı düzenlenmesindeki havuz ve heykel diğer eserlerindendir.
Çalışmalarını halen Adatepe Köyünde sürdürmektedir.
KİŞİSEL SERGİLERİ:
1983 Hobi Güzel Sanatlar Galerisi-İstanbul,1983 Bodrum Müzesi, 1985 Galata Sanat Galerisi-İstanbul,1990 Vakko Sanat Galerisi, 1990 Galeri Nev-Ankara, 1991 Galeri Nev-İstanbul, 1992 Vakko Sanat Galerisi-İzmir,1993 Vakko Sanat Galerisi-Ankara, 1993 Vakko Sanat Galerisi-İstanbul,1994 Galeri Nev-İstanbul, 1997 Kazım Taşkent Sanat Galerisi-İstanbul, 1999 PG Galeri-İstanbul.
ZERRİN İREN BOYNUDELİK
Mimar,Öğretim Üyesi
1998 yılından bu yana Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi olan Boynudelik 1983’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü’nden (Sosyal Bilimler - Felsefe Programı) ,1991’de Mimar Sinan Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi,Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’den mezun oldu. 1999 İstanbul Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı, Sanat Tarihi Programı’nda “1986-1996 Tarihleri Arasında İstanbul’da Düzenlenen ve Mekanları ile Doğrudan İlişki Kuran Sergiler” konulu tez ile doktora ünvanı aldı.Halen Mimar Sinan Üniversitesinde öğretim görevlisi olup,aynı zamanda "Adatepe Taş Mektep" yaz okulunu da yönetmektedir.
|

|
FİLM PLATOSU
BU SAYFA KÖYÜMÜZÜN PLATO OLARAK KULLANILDIĞI FİLM VE TELEVİZYON DİZİLERİ HAKKINDA BİLGİ VERMEKTEDİR.
Adatepe Köyü, tahrip olmamış doğal haliyle yönetmenler için uygun bir mekan olmaktadır.Bu güne kadar birçok film ve tv dizisine plato olmuş,yerli ve yabancı birçok tv belgesellerinde yer almıştır.Bunlardan tesbit edebildiklerimize burada kısaca yer veriyoruz.
FİLMLER:
DEVLERİN ÖCÜ (1969)
Yönetmen:Çetin İnanç
KUYUCAKLI YUSUF (1985)
Yönetmen:Feyzi Tuna
Oyuncular:Talat Bulut,Ahmet Mekin,Derya Arbaş
Bir köyde tüm ailesi eşkıyalar tarafından öldürülüp yetim kalan Yusuf'u idealist bir kaymakam olan Selahattin Bey evlat edinir. Kaymakamın huysuz karısı buna karşıdır ama çaresiz kalır. Ve Yusuf, kaymakamın kızı Muazzez'le birlikte büyür. Bir süre sonra kasaba eşrafından Hilmi Bey'in oğlu Şakir, Muazzez'e gönül verip evlenmek isteyince Yusuf'la aralarında büyük bir çatışma başlar. Sabahattin Ali'nin romanından uyarlanan sinemamızın yüzakı filmlerindendir.
İPEKÇE(1987)
Oynayanlar: Perihan Savaş, Berhan Şimşek, Gülsen Tuncer
• Yönetmen: Bilge Olgaç
Bir kamyon bir köye genç, sarışın bir kadın getirir. Köy halkı kısa sürede onu sever, saçlarından ötürü ona İpekçe adı verilir, derken hakkında hayali öyküler anlatılır, ama aslında İpekçe çok farklı biridir ve günün birinde geldiği gibi köyden ayrılacaktır. Filmde, İpekçe ile nakış ustasının aşk öyküsü de var.

TV DİZİLERİ:
YILAN HİKAYESİ(1999-2001) M.Ali Alabora,Meltem Cumbul
Dizide Zeyno'nun(Meltem Cumbul) Elazığdaki köyü rolünü üstlenen Adatepe'ye, çekimler sırasında büyük akın olmuştur. Çevre il ve ilçelerden otobüslerle günübirlik turlar bile düzenlenmiştir.Ancak dizi'nin yapımcıları köye hiçbir katkı sağlamayıp,aksine köye zarar gelmeye başlayınca çekimler durdurulmuştur.
ANADOLUNUN KADIN ERENLERİ (TRT)
BELGESELLER:
Gezelim Görelim (TRT)
Kaçış Planı (TRT)
Bam Teli (NTV) ,Tayfun Talipoğlu
ARTE(Fransız)
Japon ?TV
EFSANELER 

PARİS-HELEN VE TRUVA SAVAŞI
Mitolojiye göre Deniz Tanrıçası Thetis çok alımlı ve çok güzel bir Tanrıcadır. Kronos'un oğlu, Gök Tanrıçası Hera'nin kardeşi ve kocasi, Tanrılarin Babasi ve Kralı Zeus ile Deniz Tanrısi Poseidon bile Thetis ile evlenmeyi çok istemektedirler. Masal bu ya kahinler Thetis´in doğuracagi erkek çocugun babasindan daha güçlü ve akilli olacagini söylemislerdir. Iste bu sebebtendir ki Tanrılarin Kralı Zeus ve Deniz Tanrısi Poseidon , O'nu, Aikos'un oğlu Teselya Kralı Peleus ile evlendirmeye karar verirler... Olympos'daki şölenlere benzer bir şölen kurulur Pelion (Teselya) Dağinda.Bütün Tanrılar ve Tanrıçalar eglenmekte ve sarkilar söylemektedir... Ancak, Nifak Tanrıçası Erinys unutulmuştur bu görkemli şölene davet edilmeye... Davet edilmediğine çok kızan ve şölen yerine gizlice gelen Erinys, üzerinde " TANRIÇALARIN EN GÜZELINE " yazılı bir altın elmayı şölen masasının üzerine geldiği gibi gizlice birakir... Bir anda şölene katılanlar arasında huzursuzluk başlamıştır... Erins, adıyla mütenasip bir olayı başlatmış ve nifak tohumlarını saçmıştır. Iste o nifak tohumlaridir ki, yillarca sürecek meshur Troya Savaşlari'nin başlamasina sebeb olmuştur mitolojiye göre...
Şölendeki huzursuzluğun had dereceye ulaştigini gören " Göklerde Gürleyen ", "Bulutlari Devsiren", "Şimşekler Savuran", ve de başının bir işmarı ile Olympos Dağıi'nı titreten Tanrıların Kralı Zeus,olaya müdahale etmek ihtiyacini duyar ve Gök Tanrıçasi Hera, Zeka Tanrıçasi Athena ve Aşk Tanrıçasi Afrodit arasindan bu seçimin yapilmasina ve seçimi de Olympos Daği'nin en uzakbir bölümünde oturan,gene kahinlere göre büyüdüğünde ülkesinin başina büyük bir felaket açacağı bilinen,kurban edilmek üzere bir çobana teslim edilen,ancak çobanin merhametiyle ölümden kurtulan bir ölümlü yapacaktir... Tanrılarin Babasi Zeus böyle istemektedir... Bu ölümlü de, Troya Kralı Priamos'us oğlu Paris'tir. İda (kaz) Daği'nda herşeyden habersiz sürülerini otlatmakta olan Paris'in karşısina cikan bu üç Tanrıça O'na iclerinden hangisinin en güzel oldugunu sorarlar...

Elmayi Paris'e teslim ederler. Paris icin gercekten zor bir seçimdir bu..
Cünkü üç Tanrıça da çok güzeldir... Paris kararsizlik icerisinde iken Tanrıçalar O'nu etkilemek icin belki de tarihin ilk rüsvetini teklif ederler... Gök Tanrıçasi Hera, Paris'e kendisini seçtigi tadirde Asya'nin en güçlü Kralligini vaadeder.. Zeka Tanrıçasi Athena ise O'nu dünyanin en bilge kisisi yapacagini.. Ama Aşk Tanrıçasi Afrodit'in teklifi Paris icin hepsinden daha cazibelidir... Afrodit O'na dünyanin en güzel kadinini vaadeder... Ve Paris, dünyanin en güzel kadinina sahip olabilme uguruna tercihi Aşk Tanrıçasi Afrodit icin kullanarak, biraz evvel kendisine üç Tanrıça tarafindan teslim edilen Altin Elmayi Afrodit'e verir... Hera ve Athena, Paris'in kendilerini seçmedigine çok kizmislardir ve Paris'in yanindan ayrilirken Ondan bunun intikamini çok aci sekilde alacaklarina yemin ederler... Günler gecer aradan, önce Paris asil ailesinin yanina döner ve günlerden bir gün bir vesile ile evine gittigi Sparta Kralı Menelaos'un genc ve güzel karisi Helena (Güzel Helen)'ya asik olur ve Aşk Tanrıçasi Afrodit'in yardimi ile onu kacirir...

Tarihi Truva atının 70li yıllarda yapılan bir ilüstrsyonu Troya filminde kullanılan tahta at
Ancak rüzgarlar gemiyi Troya yerine Fenike'ye atar, sonra da Mısır'a geçer ve firavundan yardım diler.Ancak rahipler Firavuna onun hıyanet içinde olduğunu söyleyince Helen'i tutar ve Paris'e Mısır'ı terketmesini emreder.Bu arada Yunanlılar Helen'in Troyada olduğunu zannederek onu geri isterler.Troyalılar ise Helenin kentte değil Paris ile Mısırda olduğunu söylerler.Buna inanmayan Yunanlılar kendileri ile alay edildiği düşüncesi ile Menelaos'un kardeşi Agamemnon ordusu ile birlikte Troya'ya saldirir... Ve iste Meshur Troya Savaşlari başlamistir artik... Nifak Tanrıçasi Erins'in Pelion Dağinda sactigi nifak tohumlari yesermis ve Aka'lilarla Troya'lilara karşı karşıya getirmistir.
Tarihin en kanli savaşlari cereyan etmege başlamistir artik... Yillarca süren savaşlar sonucunda Akha'lilar, Troyalilari bir savaş hilesi yapmadan yenmenin mümkün olamayacagini düsünürler. Bunun üzerine icersine Akha'li kahraman savaşcilarin saklandigi bir Tahta At'i, Troya'nin surlarinin dibine birakarak geri cekilirler... Akha'lilarin kactigina kanaat getiren Troya'lilar Tahta At'i iceri alarak eglenmeye başlarlar... Şölen sarhoslugu icerisinde bulunan Troya'li nöbetciler, Tahta At'in icersinden cikan Akha'li savaşcilar tarafindan öldürülür ve Troya'nin kapilari Akha savaşcilarina acilir... Ama bakarlar ki Helen sahiden Troyada yok ve kendilerine başta ne söylendiyse gene aynı şeyler söyleniyor,sonunda inanırlar ve Melenaos'u Mısır Firavunu Proteus'un yanına gönderirler. Melenaos bütün serveti ile Helen'i geri alır.Ancak ayrılırken iki Mısırlı çocuğu kurban olarak boyunlarından bıçakla kesip suçu ortaya çıkınca bu sefer gemileri ile Libya'ya kaçmış... Sonucta Troya Akha'lilarca isgal edilmis Troya Kralı Priamos ve oğlu Paris, Thetis'in torunu Neoptelamos tarafindan öldürülmüstür... Hera ve Athena ettikleri yemini tutmuş Paris'ten öclerini almislardir... Menelaos da karisi Helena'ya yeniden kavusmuştur.
SARIKIZ SÖYLENCESİ
Marmara ve Ege bölgelerini birbirinden ayıran ve genç dağlar grubuna giren Kazdağları'nın en yüksek tepesine Sarıkız Tepesi adı verilmektedir. Bu tepenin adı hakkında pek çok efsane anlatılmaktadır.
1.SARIKIZ SÖYLENCESİ
Çok eski zamanlarda Güre köyünde çok güzel bir kız varmış. Bu kızı köyün bütün gençleri sever ve evlenmek isterlermiş. Adı Sarıkız olan bu güzel kızın babası ise bin bir zahmetle büyüttüğü kızını, talip olan gençlerin hiç birine vermezmiş. Bunun üzerine gençler Sarıkız'a iftira etmişler. Köylüler de Sarıkız'ın babasına giderek:
"Kızın kötü yola saptı. Ya kızını öldürürsün ya da buralardan çekip gidersin" demişler. Düşünüp taşınan baba, kızını öldürmeye kıyamaz; ancak köylülerin yüzüne bakabilmek için Sarıkız'ı gözden uzak tutmak gerektiğini düşünür. Kızını yanına alan baba, Kazdağı'nın zirvesine çıkar ve güttükleri kazlarla birlikte kızını bırakıp geri döner. "Kurt kuş yerse de gözüm görmesin, yaşarsa da herkesten gizli yaşasın" demiş. Kazdağı'nda kalan Sarıkız ölmemiş ve kazlarını gütmeye devam etmiş. Hatta yolunu, izini kaybedenlere yardımcı olmuş. Bu durum kısa zamanda babasının kulağına gitmiş. Kızının ölmediğini öğrenen baba, Kazdağı'na kızının yanına çıkmış. Dağda kaz çobanlığı yapan Sarıkız, babasını görünce sevinmiş, ona yemek ikram etmiş. Yemek sırasında babası kızından su istemiş. Sarıkız elini uzatarak kilometrelerce aşağıdaki Güre çayından su alarak babasına vermiş. Babası kızının ermiş olduğunu görünce pek sevinmiş.
Sarıkız'ın öldüğü ve bugün kabrinin bulunduğu yere Sarıkız Tepesi, babasının öldüğü yere ise Babatepe veya Kartaltepe adı verilmektedir.

Akçay'daki Sarıkız heykeli
2.SARIKIZ SÖYLENCESİ
Delikanlının biri güzeller güzeli bir kıza aşık olmuş. Kız, evlenme şartı olarak, delikanlıdan gücünü ispatlamasını istemiş. Bu şarta göre delikanlı sırtına yüklenen tuz çuvallarını taşımak zorundadır. Delikanlının sırtına tuz çuvalları yüklenmiş. Yamaçtan tırmanırken çuvallar dengesini kaybetmiş ve delikanlı yuvarlanarak göle düşmüş. Tuzlar ıslandıkça çuvallar ağırlaşmış ve delikanlıyı suyun derinliklerine çekmiş. Köy halkıbu acıya sebebiyet verdiği için kıza öfkelenmişler. Ona yumurtalar atmışlar. Sarı Kız adı da buradan kalmış.
Öfkeleri yatışmayan köylüler babasına giderek kızını şikayet etmişler ve onu yok etmesini istemişler. Babası yumurtalara bulanmış kızını alıp tepeye çıkmış. Kızını öldürmeden önce abdest alıp namaz kılmak isteyen baba kızından su bulmasını istemiş. Kız delikanlının boğulduğu gölün suyundan getirmiş. Su tuzlu olduğu için babası yeniden tatlı su bulup getirmesini istemiş. Bunun üzerine kız ayağını yere vurmuş, o anda yerden bir kaynak suyu fışkırmaya başlamış. Durumu gören babası kızının ermiş olduğunu anlamış ve onu öldürmekten vazgeçmiş. Kimsenin zararı dokunmasın diye de suyun etrafını taş duvarla çevirmiş.
Kaz dağlarının zirvesindeki bu kaynak, bugün hala yörede şifalı olarak bilinmektedir. Ayrıca hem Sarıkız'ın, hem de babasının öldükleri yerler kutsal sayılmaktadır. Babasının öldüğü ve bugün kabrinin bulunduğu kabul edilen yere Kartaltepe veya Babatepe; Sarıkız'ın kabrinin olduğu tepeye ise Sarıkız Tepesi adı verilmektedir. Bu tepelerin ermiş bir kız ile babasına izafe edilmesi ise elbetteki eski Türk inanışlarındaki dağ kültünün bir yansımasıdır.
Kazdağı'nın zirvesinde bulunan Sarıkız'ın kabri bugün de yöre halkı tarafından ziyaret edilmektedir. Her yıl 14-16 Temmuz tarihleri arasında Akçay'da yapılan Zeytin Festivali'nde Sarıkız da temsil edilmektedir. Ayrıca Sarıkız'ın kabri başında herkesin dileğini yazabildiği büyük bir dilek defteri bulunmaktadır. 
REFİKA 

I.Dünya Harbinden önceki yıllarda Adatepe’de güzeller güzeli Refika adında bir kız yaşardı. Refika güzelliğiyle olduğu kadar iyiliği,yardımseverliği ve neşeli kişiliğiyle de köylülerin kalplerine taht kurmuştu. Bir de güzel sesi vardı ki, o söylerken herkes susar hayran hayran onu izlerdi. Sadece Adatepe’de değil civar köylerde de nam salmıştı Refika. Onsuz düğün olmaz, O da kimseyi kırmaz, her çağırıldığı düğüne mutlaka giderdi. Düğünler Refika’yla şenlenirdi adeta. Zeytinler olgunlaşıp ta toplanma zamanı gelince tüm köy halkı hep birlikte toplardı zeytinleri. Refika kendi zeytinlerini topladıktan sonra yardım ederdi diğerlerine. Bir başka olurdu zeytin yüklü dalların gölgesinde O’nun sesinden türküler.Bilirdi ne çok sevildiğini; bilirdi de bilmez gibi yapardı sanki. O bu kadar sevilirken yörede, nasıl olduysa hiç kimseye gönlü düşmemişti, muhacir Ali’yi görene dek.
Muhacir Ali köyde yiğitliğiyle tanınan yavuz bir delikanlıydı. Refika’nın zeytin karası gözlerine o da vurulmuştu hanidir. Kalpleri sevdaya yelken açmıştı Ege’nin mavi sularına karşı zeytinliklerle kaplı tepelerde. Ali, O’nu sakınır saklar olmuştu her gözden. Ve söz vermişti Refika evlendikten sonra bir tek Ali’sine şarkı söyleyeceğine.Köyde bir kalp daha vardı ki; çılgınca Refika için atıyordu. Hem evliydi hem çocuklu. Söz dinletemiyordu kalbine ve güzeller güzelinin yollarına çıkar olmuştu sanki tesadüf etmiş gibi. Refika görür görmez gibi yapar, duyar duymaz gibi yapar, bilir bilmez gibi yapardı o köylünün ilgisini. Kimsenin zarar görmesini istemedi ve öylece sessiz kaldı günlerce haftalarca. Bir gün yine taktı sepetini koluna tuttu zeytinliğin yolunu. Göresi gelmişti muhacir Ali’yi.
Ağır adımlarla kahvenin önünden geçerken gözleri Ali’yi aradı, ama O yoktu. Yüreğine tarifsiz bir korku saplandı. Civarda yankılanan üç el silah sesi Refika’nın içini yaktı. Ahali sese doğru koştu. Yerde uzanan bedenin etrafını sarmıştı uğultular. Refika kalabalığı yarıp baktı yerde yatana, Ali değildi. Şimdi kime üzülseydi? Yitip giden o ümitsiz köylüye mi, yoksa bir daha hiç kavuşamayacağı muhacir Ali’sine mi? Jandarmalar geldiğinde köyden kimse muhacir Ali demedi. Bir daha da Ali’yi gören olmadı.
Refika artık eski Refika değildi. Ne bir tebessüm görüldü o güzel yüzde,ne bir şarkı duyuldu o bülbül seste. Ali’nin aşkı kor gibiyken kalbinde hep şu sözler döküldü dilinden: ‘Güzellik başa bela bahtın güzel olmayınca!’I. Dünya Harbi başladı. Ve ardından Kurtuluş Savaşı. Yunan işgalinde Adatepe’de bir Rum yüzbaşı gördü Refika’yı. Böyle bir güzelliğin tarifi yapılmamıştı o güne kadar. Savaşın sonunda Yunan terk ederken yurdu, yüzbaşı kafasına koymuştu Refika’yı. O’nu da aldı ve arkasına bakmadan gitti. Bir daha güzeller güzelini gören olmadı. Ama onu anmadan gün geçmezdi Adatepe’de. |
 |
Yıllar sonra, 1940-50 yılları arası, bir gün elinde çantasıyla ağır adımlarla köy meydanına bir kadın geldi. Ağaç altında oturan bir köylüyle konuşurken köylü onu zeytin gözlerinden tanıdı. Elbet yaşlanmıştı Refika ama O hala çok güzeldi. Eş dostla sohbetlerle hatıralarla birkaç gün geçirdi Adatepe’de. Geçmişteki kötü şeylerden hiç konuşmadı, konuşturmadı. Çoluk çocuğa karışmış, Sakız adasında yaşarmış bunca zamandır. Giderken bu sefer herkesle teker teker helalleşir gibi vedalaştı Refika. Ve belli ki bu son görüşmeydi.5-6 sene önce Onun güzelliğinin son tanığı da 94 yaşında aramızdan ayrıldı. Bu etkileyici hikayenin izini süren, O’nu Sakız Adasında arayanlar oldu. Ama Refika’yı kimse bilmiyor tanımıyordu. Birgün köye, eskiciden bulunan eski bir resimle çıka geldi birisi, Refikayı bulduğunu umut ederek. Öyle anlatılmıştı ki yıllardır, sanki herkes tanıyordu Refika’yı. Göz yaşları içinde ahali resimdeki kadının O olduğunu söyledi.Durun daha bitmedi! Madem herkes resmi onaylıyordu şimdi elde peşinden gidilecek daha somut bir şey vardı. Haydi tekrar adaya. Resimdeki bayanın Yunanistan’ın ilk güzellik kraliçesi olduğu söylentisi kafaları iyice karıştırdı. Kraliçe Refika’ya mı benzer, Refika mı kraliçeye, bilinmez. Görünen o ki, Kaz Dağları her dönem eşsiz güzelliklere ev sahipliği yapmış. Kazdağlarının eteklerindeki köylerde gezerken bir gün sizde bir güzellikle karşılaşacağınıza inanabilirsiniz. (Profesyonel Rehber Pınar Soysal’ın anlatımından)
ZEYTİNYAĞI MÜZESİ 

Türkiye'de türünün ilk örneği olarak Zeytinyağı "Fabrika - Müzesi" 2001 den beri yerli yabancı onbinlerce ziyaretçi ağırlıyor.
Zeytin ve zeytinyağının kültürü o kadar derinlere iniyor ki, yazılmış tüm kutsal kitaplarda çeşitli şekillerde ifadesini buluyor. Ülkemizde bu kadar eski ve köklü bir kültürü olmasına karşın, bu ürüne ilişkin yazılı ve görsel malzemelerin yok denecek kadar az olması, Adatepe Zeytinyağ Müzesi'nin doğuşuna gerekçe oldu. Küçükkuyu'daki tarihi sabunhane binası restore edilerek, bir yandan kuru baskı tarzında zeytinyağı üretimine devam edilirken, öte yandan civar köylerden toplanmış zeytin, zeytinyağı ve sabun üretimine ilişkin çeşitli araç -gereç ve aksesuarlar fabrika binasında sergileniyor.
Müzede eski zeytinyağı presleri, zeytin toplama aletleri, taşıma ve saklama kapları, çeşitli folklorik objeler görülebilir. Aynı zamanda geleneksel usulde zeytinyağı sabun yapım tekniği de açıklamalı olarak sergilenmekte.
Zeytinyağının üretim aşamaları, saklanması, aktarılması, filtre edilmesi vb. gibi zeytinin dalından soframıza geliş öyküsünü görüp, dinlemek tabii ki taze köy ekmeği ile tadımını yapmak yerli ve yabancı ziyaretçiler için hem eğitici hem de keyifli olacak.
Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde Küçükkuyu kasabasının girişinde yer alan Adatepe Zeytinyağı Müzesinde, modern müzecilik anlayışı gereği olarak düzenlenmiş;
Müze Dükkanından taze zeytin, zeytinyağı, doğal sabun ve özgün olarak tasarlanmış çeşitli mutfak aksesuarları ve kitaplar alabilir,
Adatepe Mutfak'ta çay ve kahve çeşitleri, soğuk ve taze meyve suları ile tümü doğal malzemelerle hazırlanan yerel zeytinyağlı yemekleri tadabilirsiniz ( gruplar için önceden rezervasyon yapılması önerilir ).
Adatepe Zeytinyağı Müzesi, Türkiye'nin gelişen kültür turizmi için özgün bir örnek teşkil etmektedir.
Müzede sergilenen objeler için Türkçe ve İngilizce açıklama metinleri bulunmakla birlikte, daha meraklı ziyaretçilerin arzu etmesi halinde güler yüzlü ve hevesli personel tarafından daha ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Müze haftanın yedi günü 08.30-18.30 saatleri arasında açık olup, giriş ücretsizdir.
Adatepe Zeytinyağ Müzesi
Adres: Eski Sabunhane Binası, İlkokul yanı. Küçükkuyu-Çanakkale
Tel: (0286) 7521303- 7521330
E-mail: adatepe@adatepe.com